İlk

Masalları andırıyor şimdi düşündükçe, seni ilk gördüğüm zaman. Köprünün üstünden yavaş yavaş geliyordun bana doğru, telaşsız. Rüzgar yüzünü sıyırıp geçiyor, saçlarını oynatmaya çabalıyordu. Önce yüzünde ciddi bir ifade gördüm. İçime bir korku düştü. Geri dönmeyi, seninle hiç tanışmamayı diledim. Zihnimde bin tane soru, bin tane cevap oluştu sen bana gelene kadar. 

Sonra başını kaldırdın. Beni görünce yüzünde oluşan gülümsemeyi hiçbir zaman unutamam. Hayır, bu utangaç bir gülümseyiş değildi. Nasıl desem, kaybolmuşsun da aradığını nihayet bulmuşsun gibi. Sonra sen geldin. Elini uzattın, hiç çekinmedin. Ben kaygılı, bilemiyordum dünya güzelleşecek mi? Ne kadar sabırsızmışım o günlerde. Yaşadığım anın dışında, ancak telaş içinde düşüncelerle boğulmaktaymışım. 

Nereden bilirim, hangi adım beni nereye taşıyacak? Nereden bilirim, hangi insan beni vuracak? Köprüden indik, rüzgar daha da hızlandı. Paltomun iki yanıyla sıkı sıkı göğsümü kapadım, "üşüdün mü?" diye sordun bana. "Hayır" dedim, üşümüştüm aslında. Niye olur olmadık yalanlar söylerim anlayamam hala. Geldiğime pişman olduğumu zannetme diyeydi herhalde. Sonradan anladım, hiç gereği yokmuş böyle ufak hesapların.

Bir martı geçti hemen yanımızdan. "martı sesini çok severim," diye laf attın ortaya. Birden gülmeye başladım, öyle çok güldüm ki sonunda koluna tutunmak zorunda kaldım. Biraz kızardı yüzün, anlamıştım utandın. "Ben de" dedim, "ben de severim seslerini." Gerçekten öyleydi, bu sefer yalan söylemiyordum. Konuşmak için öylesine söylediğin cümlenin benim de o an aklımdan geçtiğini sana sonradan söyleyebildim. Bu yüzden öyle çok güldüm, bu yüzden çekinmeden kolunu tuttum. Biliyordum kızaran yüzün, benimle kalacaktı...


 

Yorumlar

Popüler Yayınlar