Bin Yıllık Yol

 “Hiçbir mahluk mutlu edemez beni.” Öylesine içten, öylesine inançlıydı bunu söylerken. Ben doğru olmadığını düşünüyor, onunla birlikte gidebileceğim yolları düşünüyordum. Usulca ellerimi uzattım. “Doğru değil,” dedim. “Sesinde kırgınlık, gözlerinde yorgunluk var biliyorum. Olmadık bir zamanda incittim seni. Yine de yanında kalmayı dilerim.” Ellerini hızlıca geri çekti. Benden gittikçe uzaklaştığını, aradaki mesafenin aşılamayacak hale geldiğini fark ettim. “Niçin olmadık zamanları bulup, olmadık yerlerde olurum? Hiç olmayacak yerlerde. Elbette sesimde kırgınlık var. Yıllardır benimle gelen, gölgem gibi beni izleyen kaç kırgınlığım var biliyor musun? Herkes kadar değil, bir hayli yorgunum üstelik. Nelerle başa çıkmak zorunda kaldığımı, neden bir türlü büyüyemediğimi biliyor musun?” Sanki konuştukça sakinleşiyor, cümleleri daha bir anlamlı hale geliyordu. Yüzünde parlayan yıldızlar gördüğümü, bir an için odanın içinde yükseldiğimizi, gökyüzünde süzüldüğümüzü zannettim. İşte onun kelimeleri beni böylece etkisi altına alır, kaçabilecek bir alan, ondan başka sığınacak bir yer bulamazdım. Yanına yaklaştım, yüzünü severken “geçecek” dedim. “Mutlaka bir gün geçecek…”

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar