Son Oyun
"Yürümeyi bırakırsan, yol bir gün mutlaka biter. Fakat hiç olmadık bir yerde. Tam da devam etmesi gerekirken, durmanın ne manası var? Hem zaten, yollar gitmek için değil mi?" Yatağımın başucunda oturmuş, elleriyle saçlarımı okşuyordu. Öyle sakince, yalnızca benim için konuşmasına dayanamıyor, gözlerimi kapatıyordum. Benimle kalmasını, bütün ömrüm boyunca yanımda konuşmasını diledim içimden. Kim bilir hala neler söylüyordu. Ben sadece onun varlığını düşünüyor, gözyaşlarımı artık tutamıyordum. Ateşime baktıktan sonra camı açmak için ayağa kalktı. Bu sefer ona arkamı dönerek biraz olsun kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "Bırak gitsin" diye geçirdim içimden. "O da gitsin, bahar da. Sıcak yaz akşamları, yürüdüğümüz sahiller, dalga seslerini dinlediğimiz geceler...Bırak her ne varsa gitsin. Madem varken bile böyle kötüyüm, o zaman olmasının ne manası var? Gittikçe dibe batıyorum, o zaman neden kurtulmuyorum?" Bedenimi biraz doğrultmaya çalıştım. Ayaklarımı yere sarkıtıp saçlarımı toparlamakla uğraştım. Şimdi camdan bana doğru bakıyor, çoktan ne istediğimi anlamış bulunuyordu. Beni tanıyordu. Beni kendimden daha iyi tanıyordu. Tıpkı diğer herkesi tanıdığı gibi. Biz camdan bebeklerdik ve o bize baktığı zaman derinde ne varsa görebilirdi. İyiyi de, kötüyü de. Sırrını hiçbir zaman bulamadım. Bunu fark ettikçe gözümde daha da büyümeye, yerini kimselerin alamayacağı birine dönüşmeye başladı. Fakat bunu bütün benliğimle kabul ettim. İçimde onun sarsılmaz bir yeri vardı. Yine de bu gece için bu kadar acımak yeter diye düşünerek "Bence artık gidebilirsin." dedim. Gülümseyerek baktı her zaman olduğu gibi. "Yollardan bahsettim diye mi gitmem lazım?" Dedim ya, o beni tanırdı. Doğru, ne diye yollardan, gitmekten bahsetmişti ki? Bakalım ben artık yürümek istiyor muydum? Hem yol nereye gidiyordu? Ben durmak istiyordum, o beni sürekli arkamdan itiyordu. Bir oyunun içinde, ben bitirmeye çabalarken, o hep yeniden başlatıyordu. "Hayır, onunla ilgisi yok. Yorulmanı istemedim sadece." Bu kadar kolay yalan söylediğim için oda daha da kararmış gibi hissettim. Kapıya doğru bir kaç adım attı. İçimden bir an durdurmak geçtiyse de bir şey söyleyemedim. "Yorulmadım." dedi arkasını dönmeden. "Yorulmadım, fakat bir gün oyunu bitirmek istediğinde, benim de canım oynamak istemeyecek." Kapıyı kapatıp sessizce dışarı çıktı. Yüzüm tekrar ıslanmış, başımı yastığa bırakmıştım.
Yorumlar
Yorum Gönder