"Her daim sarsılmaya meyilli inancım bu sefer sağlamdı.
Buna tahammül edemedim.
Onu gözden çıkarttım. İnancımı kana buladım.
Ben onu bırakınca, o da beni bıraktı.
Yolumu kaybettim, yolumu kaybettim."
Yalnızca beş satırlık bu mektubu ancak akşam saatlerinde okuyabildim. İçimde bir yer sızladı. Son zamanlarda yaşadığı sarhoşluk halini şimdi daha iyi anlıyordum. Onu biz mi sarhoş etmiştik? Olmayacak bir şeye tutunmasına izin vermekle hata mı ettik? Fakat nerden bilebilirdik, kaderi göremediğimizden suçlu mu ilan edildik? Mektubu anlamaya çalışmıyor, aklıma üşüşen soruları cevaplamaya çalışıyordum. Geçmişe gidiyordum. Bana anlattıkları, o gülen yüzü, neşesi, hevesi, şimdi hepsi gözüme korkunç geliyordu. Sahte olanlarda gerçeği arıyordu. Mutsuzdu, ben de mutsuzdum. Ona bir cevap vermeyi düşündüm. Elime bir kalem aldım, belki de bir saat ona iyi gelecek bir cümle aradım. "Yolumu kaybettim" diyordu. Yaşamda bir tane mi yol vardı? Ona ne yazsam, ne söylesem kendi bildiğine inanacaktı. Bu yüzden yazmaktan vazgeçtim. Sarsılan inancını, sahibine bıraktım.
Yorumlar
Yorum Gönder