Kendini Aramak

 "Sebepsiz değil öyle dalıp gitmelerim. Atamıyorum içimden yıllardır yük edindiklerimi. Nereye baksam yenilmişliğimi, eriyip gidişimi görüyorum." Bu cümleleri yazarken yaşı henüz yirmiydi. Aradan yedi sene geçmesi neyi değiştirmişti? Daha kötüye gidiyordu onun için yaşamak. Bir boşluğa uzun uzun bakıyor, belki de o boşluğa düşmeyi bekliyordu. Defteri kapattı, eli kumandaya uzandı. Bir film açmalıydı, zihnini dağıtacak bir film. Yoksa delirecekti karıncalanan zihni. Aradı, taradı, bir türlü karar veremedi. Üstünü giyindi, bari dışarı çıksaydı. Tam dışarı çıkacaktı, bu sefer de yağmur başladı. Fakat nasıl bir yağmur! Belki yollar taşacaktı, üstü başı çamur...Aldırmadı. Sel suyuna kapılmak onun için daha evlaydı. Kapıyı açtı, ağır ağır merdivenleri indi. Nasıl bir havaysa, o çıkana kadar yağmur durmuş, güneş açmıştı. Kendini şanslı zannettiği nadir anlardan bir tanesiydi. Yokuşu indi, gar tarafına doğru yol aldı. Trene binmek geldi içinden. Gitmek her nereye olursa. Fakat kafası da onunla beraber gelmeyecek miydi? Kafasını alıp bırakmak istedi, köşede aç bekleyen kedilerin kabına. Belki böylesi daha işe yarardı. Olmazdı, hiçbir türlü kendisinden kurtulamazdı. Yarım saat kadar yürüdükten sonra mezun olduğu lisenin önünden geçti. Canı daha da sıkıldı. Sonuçta her şeyin bozulmaya başladığı yer orasıydı. Aslında bozulan da, çürüyen de, eriyen de ve yenilen de kendisiydi ama bunu itiraf etmekten çok uzaktı. Çünkü itiraf etmek demek, kabullenmekti. O henüz ne türlü bir mahluk olduğunu kabullenemiyordu. Arıyordu, kendisini arıyordu. Uyurken, uyanıkken, yürürken, dururken, gülerken, sinirlenirken, çalışırken, evdeyken, yalnızken, kalabalıklar içindeyken, daima, daima kendisini arıyordu...

Yorumlar

Popüler Yayınlar