Mezar Kazanlar
"Bütün bu insanlara baktığın zaman ne görüyorsun?" Ne görmem lazımdı, onun görüp benim göremediğim ne olabilirdi? Uzayıp giden şık bir masanın etrafında toplanmış, güzel bir akşam yemeği yiyorduk. Kıyafetleri parıltılı, ayakkabıları cilalı, saçları-sakalları tertemiz, yüzlerine vuran ışıkla neredeyse ilahi bir görüntüye dönüşen yirmi kişi görüyordum. Hepsi zarif, kibar insanlardı. Pek çoğuyla yeni tanışıyordum fakat daha ilk dakikadan konuşmaları, duruşları, insanın içine işleyen delici bakışları sayesinde etkileri altına girmek durumunda kalıyordunuz. Ne düşünebilirdim bu insanlar için? "Hepsinde güzel bir yan görüyorum, siz de dahil," diyerek karşılık verdim. Soruyu soran adam sağ tarafımda oturuyordu. Cevabımı beğendi mi diye yüzüne baktığımda tepkisiz kaldığını fark ettim. Ağzına götürdüğü lokmayı hızlı hızlı çiğniyor, neredeyse varlığımı unutuyordu. Israrla yüzüne bakmaya devam ettim. Çiğnemesi uzadıkça sinirlerim bozulmuştu. Sanki ufacık bir lokmayı yutması saatler sürecekti. Nihayet başını bana çevirdi, "Bu yozlaşmış insanlarda güzel bir yan görüyorsunuz demek. Işıl ışıl parlayan kıyafetlerinde rüşvetler gizli, hiç mi duymadınız? Ölü bedenler, aç çocuklar...Sanki hepsi bizimle masada, benim çiğneyemediğim lokmayı almak için elleri omzumda." Çatalı tutan elinin titrediğini fark ettim. Gözleri, gözleri neredeyse beni kurtar diyecekti. Ben mi onu kurtaracaktım, o mu beni kurtarmak istiyordu? Altın rengiyle bezenmiş çatal-kaşıklar, kristal bardaklar, bembeyaz peçeteler gözümün önünde toprak rengine dönüyordu. Sanki bir mezar kazılıyordu...Solucanların, böceklerin, yılanların ayaklarıma dolandığını, yemeğimden çıkıp etrafa yayıldıklarını görüyordum. Ayağa kalktım, kapıya doğru koşarak uzaklaştım. Ben ayın parlamasına inanıp da, gece yarısı mezar kazmayacaktım!
Yorumlar
Yorum Gönder