İç Sıkıntısı
"Ne sıkıntı verici bir yaşam" diye düşündü adam sandalyesinden kalkarken. Pencerenin yanına yaklaştı, sokağı izlemeye başladı. Her zamanki gibi evinde, bir başına fakat düşünceleriyle birlikteydi. Giderek boğazına bir urgan gibi sarılan bu düşünceler ona pek bir fayda sağlamadığı gibi aksine yaşamı daha da zorlaştırıyorlardı. Hava alabilmek için pencereyi açtı, başını dışarı çıkardı. "Dışarısı kış gibi kokuyor" diye geçirdi içinden. Bu kokunun tam olarak tarifini yapamazdı fakat kış ile bağlantısını da kafasından atamazdı. Güzel bir kokuydu bu onun için. Çünkü kışı severdi. Karanlığı severdi, geceyi, kavgayı...Ona çocukluğunu hatırlatan her ne varsa severdi. Hayal meyal gözünün önüne gelen çocukluk hatıralarından yalnızca kışın aldığı sıcaklık onun içini ısıtır, gerisi hep bunaltı verici günlerden ve hatıralardan oluşurdu. İşte bu yüzden bir pencere açmak bile onun için kabustu! Durmayan düşüncelerden, bitmeyen iç çekmelerden, gelecek günlerin belirsizliğinden, tanrım neredeyse her şeyden, her şeyden bir sıkıntı duymaktaydı. Pencereyi kapattı, dolabın başına geçerek bir kitap seçmeye çalıştı. Oysa hemen hemen hepsi okunmuş bu kitaplar da artık ona mutluluk vadetmiyor, aksine giderek artan karanlığını büyütüyorlardı. Ellerini saçlarının arasında gezdirdikten sonra yüzünü kapatarak ağlamaya başladı. Sessizce yaklaşan bir düşman gibi, zayıf anını kollar gibi gelen bir ağlamaydı bu. Böylece genç adam kitapların önünde çömelerek, düşmana teslim olur gibi, uzun uzun ağladı...
Yorumlar
Yorum Gönder